Sesli sohbet Sesli görüntülü sohbet sitelerinde olan aktiviteler
11 Temmuz 2011 reis
Kategori: Genel, Sesli Chat, Sesli Görüntülü Chat, Sesli görüntülü sohbet, Sesli Sohbet
Sesli sohbet,Sesli görüntülü sohbet sitelerinde kullanıcı evinde kendi bilgisayarından compitüründen dinledigi müziği bir sistem tarafından siteye verip dilediginde müziklerini paylasıp dilediginde sesli olarak konusabilecegi bir sistemdir.İlkde fa sesli sohbet sitesine giren bir kullanıcı activedenetimx yüklemesi yapmak zorundadır.Bu yükleme ile girmeey calısdıgı sesli sohbet sitesi tarafından kendi compitürü bilgisayarındaki ses kartı kamera kartını sistem tanır ve o sayede siteye ses verebilir. Sesli chat sitelerinde genelde internet explorer8 ve üzeri tarayıcılar kullanılır. son zamanalrda sesli sohbet sesli chat siteleri panelcilerinin yapmıs oldukları calısmalar ile mozilla google crome gibi tarayıcılar ile artık sesli chat sitelerine girmem mümkün olmusdur. Sesli kameralı sohbet sitesinde yasanan en büyük sorun ise sesi siteye verememekdir. Genelde laptoplardaki ses sistemleri farklı oldugu icin bu sorun sıkca yasanır.www.dostunyeri.com sitemiz olarak seviyeli sohbetler dileriz.
İsrail devleti yok olacak.
11 Temmuz 2011 reis
Kategori: Genel, Sesli Chat, Sesli Görüntülü Chat
Türkiye ile suriye devletinin birlesecegini iddia eden yazar israilin ya araplarla uzlasacagını bunu yapmadıgı takdirde ise yok olacagını söyledi. gazetecinin röportajını yayınlıyoruz.
Bugün 13 Haziran 2011. Dün milletvekili seçimleri vardı. Seçim kritikleri ve değerlendirmeleri, Türkiye’nin siyasi geleceği elbette gündemin en ön sırasında. Ama en az seçimler kadar önemli olan bir başka konu Suriye’deki olaylar ve Türkiye’ye yansıması. Suriye ordusundan kaçan binlerce kişi sınırımızdan giriş yaptı, bu rakam önümüzdeki günlerde belki çok daha fazla artacak. Neresinden bakarsanız bakın ciddi bir sorunla karşı karşıyayız. Direk milli güvenliğimizle ilgili bir gelişme. Bu süreçte en çok merak edilen, Suriye’de de başlayan olayların bölge dengelerini nasıl etkileyeceği? Beşşar Esad nasıl bir lider? Çevresinde kimler var? Olayların ilk fitili ne zaman ve nasıl ateşlendi? Suriye ile birlikte Ortadoğu gelecek 15-20 yıl içinde nasıl şekillenir? Tüm bu soruları lise ve üniversite öğrenimini de bölgede görmüş olan, neredeyse tüm gazetecilik hayatını Ortadoğu’ya adayan gazetemiz yazarlarından Mustafa Özcan’a sorduk. Özcan’ın özellikle İsrail ile ilgili öngörüleri parmak ısırtacak cinsten.. Benden uyarması. İsterseniz okuyun siz karar verin…
Suriye karıştı. Ordu halka müdahale etti. Sınırdan Türkiye’ye göçler başladı… Dün Türkiye’de seçimler vardı. Aslında seçimden sonraki ilk gün ağırlıklı olarak seçim sonuçlarını konuşmamız gerekirken Suriye’deki olaylar gündemin ilk sırasına oturdu. Ne diyorsunuz?
Arapça bir deyim var, “Armut dibine düşer” diye. Soyaçekim Kanunu var biliyorsunuz. Babasının (Hafız Esat) oğlu. Ama tabii Mahir Esat’tan farklı. 40 yıldan beri Suriye’yi yöneten Esat kardeşler. Önce bir ikili vardı, Hafız Esat ve kardeşi Rıfat Esat. Hama Katliamı’nda Rıfat Esat başrolü oynamıştı. 20-30 bin insanın katledilmesinden sorumlu bir isim. Rejimin kötü yüzünü temsil ediyordu Rıfat Esat. Hama olayları bittikten sonra rejimin kötü yüzü daha sonra gönüllü ya da gönülsüz yurtdışına gönderildi. 1984′ten itibaren Suriye’de yeni bir dönem başladı. İkili yapı kayboldu. Birçok yazar tarihin tekerrür ettiğini söyler. Bugün de Suriye’yi Esat kardeşler yönetiyor. Ama bu kardeşler oğul kardeşler. Unutulmaması gereken hususlar var; Uluslararası irade Beşşar Esad’ın seçilmesini irad etti. ABD de babadan oğula bu geçişi onaylamışlardı. Arap dünyasında ilk defa Suriye’de rejim değişikliği oldu. O da şu; Arap dünyası 1950′lerden beri Cumhuriyet rejimleriyle tanışmaya başladı. İlk defa Cumhuriyet rejimlerinde bir değişim yaşandı; Cumhuriyetçi Kraliyet rejimi. Bu Suriye’de somut olarak uygulandı Beşşar Esad’la birlikte. Ve bu Arap dünyasına model oldu. Ondan sonra Mısır’da Hüsnü Mübarek, Yemen’de Ali Abdullah Salih, Libya’da Kaddafi. Hepsi oğullarını getirmek istediler.
İyi mi oldu bölge için böyle bir değişiklik?
Bu kötü bir formül oldu. Mısır’ın, Libya’nın karışmasının sebebi bu Beşşar Esad modelidir. Arap halkları işte bu modele itiraz ediyorlar.
Bir nevi dayatılan bir model olarak mı görüyorlar?
Aynen öyle. Ama 2000 yılında uluslararası irade de bunu bu şekilde kabul etti. Wall Street Journal Gazetesi’ne, Suriye’de bu olaylar başlamadan önce Beşşar Esad bir açıklama yaptı. Ki Arap dünyasında Arap Baharı yaşanmaya başlanmıştı. “Bizde iki nedenden dolayı halk hareketi olmaz. Birincisi ben gencim, vizyonerim. Diğer Arap rejimleri Amerika müttefikidir. Öfke diğer Arap rejimlerine yöneliktir. Biz Amerika karşıtı olmamız dolayısıyla bize yönelik halk hareketi olmaz. İkinci nokta da şu; Baas ideolojik bir partidir, diğer Arap ülkelerinin böyle ideolojik partileri yok.” demişti. Beşşar Esad’ın tam da yanıldığı nokta burası oldu. Muhammed Tayyip Tızzini ve benzeri birçok adam şunu söylüyor; Suriye’de totaliterizmin dört ayağı var. Bunlardan birisi siyasi istibdat veya siyasi tekelistan. Bu tekelistan Esat ailesi tarafından deruhte ediliyor. İkincisi mali tekelistan. Burada da Beşşar Esad’ın dayı oğlu iş alemini ellerinde tutuyor. Siyasi ve iktisadi hayat Esad ailesinin kontrolünde. Üçüncüsü basın üzerinde tekel. Bugün Suriye’de özgür basından sözetmemiz mümkün değildir. Ki özelleştirilen bazı gazeteler var, bunlar da yine Esad ailesinin kontrolünde. Dördüncüsü de Baas’ın referans kaynağı olması. Suriye anayasasının 8. Maddesi. Baas’ın dışında başka bir rejimin Suriye’de seslendirilmesi mümkün değil. Tızzini bu dört faktör değişmeden halkın yatışmayacağını söylüyor. Lakin Beşşar Esad aksine Suriye rejiminin gücünün bu tekelistanda olduğunu söylemiştir.
Nasıl bir kişilik, nasıl bir lider, nasıl bir insan, nasıl bir karaktere sahip Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad? Çocukluğu, gençliği nasıl geçmiştir? Batılı mıdır, değil midir?
Bizim de bugüne kadar edindiğimiz bilgi Beşşar Esad’ın vizyoner bir yapısının olduğu yönünde. Genç ve halkına açık olduğu yönünde. Lakin 2000 yılında işbaşına geldikten sonra kendisinden beklenen Şam Baharını kışa çevirdi. Yani o dönemde açılım yapabilirdi. Kendisinden beklenen o idi. Hatta 2003 yılına kadar Araplar ‘erihiye’ diyor. Bir genişliği, imkanı vardı. Uygun bir fırsat vardı. Uygun bir vasat vardı. Bu vasatı değerlendiremedi. 2003′te Amerika Irak’ı işgal etti. Durum biraz karıştı. Ancak 2005′ten itibaren siyasi istikrar yeniden sağlanmaya başlandı. Şam Deklarasyonu ilan edildi ama Şam yönetimi buna da itibar etmedi. Bugüne kadar elinin tersiyle itti. Kendisi buna rağmen yumuşak yüzlü, ailenin mütereddit oğlu, nazlı oğlu olarak biliniyordu. Araplar buna ‘müdellel’ diyor. Kimse de aslında olayların bu noktaya gelebileceğine ihtimal vermiyordu. Bu olaylardan itibaren geriye baktığımızda bizim değerlendirmelerimizin hüsnü zana dayalı olduğunu görüyoruz. Bunun da yanlış olduğu ortaya çıktı. Haddinden fazla Beşşar Esad’a kredi açılmış. Hem halkı hem de yabancılar tarafından. Gelecek yazılarımda yazmayı düşünüyorum; Beşşar Esad’a takılan sıfatlardan birisi de ‘seffah’.
Ne demek ‘seffah’?
‘Seffah’ ‘kan dökücü’ demek. Bir nevi katil ya da kasap anlamında. Bu Abbasi Halifelerinden Mansur için atfedilen sıfatlardan biri. O dönemde Eba Müslim Horasani gibi Emevi Devleti’ni yıkan Abbasi Devleti’ni kuran adamlara bu şekilde ihanet etmişti. Devlet kurulduktan sonra Mansur birçok kişinin kanını dökmüştü. Kanı dökülenler arasında kendi müttefikleri de vardı. Dolayısıyla ‘seffah’ sıfatı Arap dünyasında sevilmeyen liderlere atfedilen bir sıfat. Benim Esad’a uygun gördüğüm sıfatlardan biri de ‘Kaddah’. Göz doktoru demek. Kendisi zaten göz doktoru. İngiltere’de bunun eğitimini aldı. İngiltere’de evlendi. Eşi Esma da İngiltere’de Suriye Humuslu bir sünni işadamının kızı. Orada tanışıyorlar ve evleniyorlar.
Beşşar Esad’a neden Kaddah sıfatını yakıştırdınız?
İki nedeni var. Bunlardan birisi Kaddah göz doktoru demek. Beşşar Esad Nusayrilikten de öte İsmaililiğe kadar giden bir itikada, inanç iklimine dayanıyor. Batınilerin iki merkezi var; Bunlardan birisi Selemiye, Humus yakınlarında. İsmailiye mezhebinin doğuş yeri, Fatımilerin doğuş yeri. İkincisi de benzer bir merkez olan Kardaha. Esad ailesi de Kardahalı. Fatimi Devletini kuran Abdullah Meymun Kaddah. O da göz doktoru imiş. Meymun Kaddah Selemiye doğumlu, Suriyeli. Burada benzer yön şu; Hafız Esad Kardahalı ve tarihi seyir itibari ile hem Selemiye ile hem Fatımilerle, hem Batınilerle aynı kökte buluşan bir noktadan geliyor. Dolayısıyla Abdullah Meymun Kaddah ismini bu şekilde Beşşar’a da atfedebiliriz. Bu anlamda Cemal Paşa da Esad’a benziyor.
Peki ne olacak bundan sonra Suriye’de?
Genel kanaat şu; Beşşar Esad belki birkaç ay içinde gidecek. En fazla biçilen ömür ise 1 yıl. Olaylar çok hızlı bir şekilde tırmanıyor. Ve daha da keskinleşiyor. Türkiye’ye yığılan göçmenler vs.
Tam da buraya gelmişken Suriye’den göçler konusunda ne düşünüyorsunuz, nereye varır bu göçler?
Burada da tarih tekerrür ediyor. Cemal Paşa ‘seffah’ olarak anılıyordu ve Cemal Paşa Suriye’de birçok aydını idam ettirdi. Örfi İdare (sıkıyönetim) hukuku çerçevesinde yargıladı ve idam ettirdi. O bölgede bundan dolayı Cemal Paşa hiç sevilmeyen bir insan. Beşşar ve Hafız Esat ailesi Cemal Paşa’nın kestirdiği aydınların yasını tutuyor. Onlar için bayram ilan etmiş durumda. Fakat bugün herhalde kendi bayramını ilan ediyor. Çünkü Cemal Paşa’nın siyasetini birebir uyguluyor. Cemal Paşa sadece 1915′teki Ermeni tehcirinden sorumlu tutulmuyor. Aynı zamanda Suriye’de bu kestiği, idam ettirdiği aydınların ailelerinin binlercesini Anadolu’ya göndermekle, Anadolu’ya tehcir etmekle de itham ediliyor. Bu gerçek. Beşşar, Mahir Esad, Cemal Paşa reşit olmayan Sıbyan iktidarlar.
Türkiye’ye göçe zorlayan son olayların patlama noktası nedir sizce? Bardak ne zaman taştı? Olayları başlatan ne?
15 Mart’ta Suriye’de olaylar başladı. Dera’da başladı. İki kadın telefonda konuşuyorlar. Kadının birisi diyor ki, “Tunus’ta Zeynelabidin, Mısır’da Mübarek gitti, darısı bizim başımıza!” Suriye Muhaberatı da bu konuşmayı dinliyor. Bu kadınlar alınıyor, saçları kesilip bırakılıyor.
Bu olay ne zaman oluyor?
Olayların başlamasından birkaç gün önce. Mart 2011′in ilk haftasında. Bu olayın hemen sonrasında Liseli çocuklar duvara sprey boya ile, “Beşşar da gitsin!” şeklinde cümleler yazıyor. Okul yöneticisi Nusayri bir aidiyete mensup birisi. Bunun üzerine hemen muhaberata telefonla haber veriyor. Bu çocukları alıyorlar ve işkence ediyorlar. Ardından eşraf toplanıyor, emniyet müdürü ve valiye gidiyorlar. Daha sonra bu Beşşar’la birlikte toplantıya dönüşüyor. İçlerinden birisi biraz ileri gidip, “O çocuklar bırakılmadıkça burayı terketmeyeceğiz.” diyor. O zaman Beşşar bir askere,”At bunu çöpe!” karşılığını veriyor. Hatta daha da çirkin ifadeler kullanıyorlar, “Çocuklarınızı bırakırız ama karılarınızı getirirseniz!…” gibi. O tür iddialar da var. Bunlar internet ortamlarında paylaşılan iddialar. Ne derece doğru bilmiyorum ama olayların arkasında böyle iddialar var. Rejimin bu tür muameleleri var. Bu söylentilerin yalan olmadığı da ortaya çıkıyor; daha sonra savunmasız halkın üzerine ateş açılması rejimin acımasızlığını, gaddarlığını gösteriyor. Bu Osmanlı döneminde böyle değildi, geri planda idiler. Fransızlarla birlikte Nusayriler orduya alınıyor ve zamanla da orduyu ele geçiriyor. Ve bir zümre iktidarı bu şekilde doğuyor.
Peki Suriye’den Türkiye’ye bu göçler hangi rakamlara ulaşabilir sizce? Yüzbinlerle ifade ediliyor…
Göçlerle ilgili iki tane rivayet var. Bunlardan birisi, halkın korkuyla Türkiye sınırına yığılması. İkinci iddia, Suriye’nin PKK kartını yeniden oynamak için Kürtleri sınıra yığmak istemesi ki ben buna inanmıyorum. Son güne kadar gelenler arasında Kürtler yok. Kamışlı bölgesinden göç olursa o ayrıca değerlendirilmeli. Bir ihtimal de göç olayı artarsa Suriye-Türkiye arasında bir tampon bölgenin oluşturulması.
Böyle bir tampon bölgenin amacı ne olabilir?
Amaç, göçü o bölgede sabitlemek. Üçüncü bir iddia da Suriye’yi zora düşürmek, utandırmak. Halkı kışkırtıyorlar, Lübnan ve Türkiye’ye göçe zorluyorlar. Bu da Suriye rejimi yanlısı bazı isimlerin iddiası. Ben buna da katılmıyorum. Benim kanaatim halk can emniyetinden dolayı Türkiye sınırına doğru akıyor.Türkiye 10-15 bin kişi bekliyor, belki daha fazlası gelebilir. Yüzbinleri de bulabilir. İnşallah olmaz. Ama Suriye’de olaylar beklenmedik bir şekilde tırmanıyor.
Esad bu arada istifa edebilir mi?
Esad gidebilir. İstifa edeceğini sanmıyorum. İstifa ederse bir iç darbe olur. Onun yerine Mahir Esad ya da aileden birileri geçmek ister. Ki öyle iddialar da var. Suriye’de askeri bir darbe olabilir, aile içi darbe olabilir. Askeri özel birliklerin başında Mahir Esad var.
Mahir Esad kimin adamı?
Mahir Esad kimsenin adamı değil, aile fertlerinden. Beşşar gibi vizyonu olan birisi değil. Beşşar ailenin diplomatik yüzü. Mahir askeri yüzü. Bu katliamları işleyen de o. Daha sert biri. “Şebbeha” diyorlar, “Suriye’nin baltacıları..” Başbakan Erdoğan da Mahir Esad’ın insani olmayan davranışlar içinde olduğunu söyledi. Herkes bu katliamların arkasında Mahir Esad’ın olduğuna inanıyor.
Başbakan Erdoğan, “Seçimden sonra Suriye yönetimi ile başka şekilde başka dilden konuşacağız.” dedi. Bu ne anlama geliyor, sizce?
Doğrudan kınayabilir, çekil baskısı yapabilir. Suriye’de iki beklenti var. Ordunun darbe yapması biraz zor çünkü subayların yüzde 80′i Nusayri kökenden geliyor. Ama böyle bir darbe olursa bunu Amerika ve Türkiye destekleyebilir gibi bir senaryo var. Türkiye’nin Suriye üzerindeki etkisi S. Arabistan’ın Yemen üzerindeki etkisine benziyor. Bir de Libya’da olduğu gibi dış müdahale olabilir mi? Buna ihtimal vermiyorum. Ben Suriye’deki rejimin değişmesiyle daha güçlü hale geleceğini ve Türkiye’nin de Arap dünyası üzerinde daha müessir olacağı kanaatindeyim.
ABD’nin boşluğunu Türkiye dolduracak
Türkiye’nin bir başka sorunlu sınırı da K. Irak. Siz bu bölgenin geleceğini nasıl okuyorsunuz?
Kürt meselesinin ateşi biraz daha yükselebilir. Ama daha geniş sınırlara dağılacağı kanaatinde değilim. Bu Amerika’nın bölgedeki varlığıyla alakalı. Buradaki Kürtler Yavuz Sultan Selim döneminde olduğu gibi Türkiye’nin himayesi altına girecektir. Başka bir seçenek de yoktur. İslam dünyası Arap dünyasındaki olaylarla birlikte yeniden yapılanıyor. Bu süreç 2025′lere kadar sürebilir. Bu süreçte Türkiye ile Suriye bütünleşecek. Bu Türkiye’nin İsrail ile komşu ülke olacağı anlamına geliyor. Sonrasında Türkiye Irak üzerinden Körfez’e köprü kuracak. Amerika da bu bölgeden büyük çapta çekilmiş olacak. ABD’nin boşluğunu Türkiye dolduracak.
İsrail faktörünü nereye koyuyorsunuz bu denklemde?
İsrail’in varlığı Araplarla uzlaşmasına bağlı. Uzlaşma da olmayacağı için İsrail’in bu süreçte tasfiye olacağı kanaatindeyim. İsrail ortadan kalkacak.
Amerika’nın her halükarda sahip çıktığı, himayesi altına aldığı İsrail ortadan kalkacak öyle mi? Bu çok iddialı bir söylem değil mi?
Valla ben bunu yazıyorum. Ortadoğu değişecek ve geleceğin merkezi Ortadoğu olacak. Bunu Arap dünyasındaki değişimlere bağlıyorum. Bu değişim yeniden bütünleşmeleri beraberinde getirecek. Geçenlerde bir İsrailli, “Araplar demokrasi mi yoksa birlik mi istiyor?’ diye bir soru sordu. Araplar hem demokrasi hem de birlik istiyor. Onlar tabii kafa karıştırmak istiyor. İhvan mensupları da baştan beri bunu söylüyor ben de aynı kanaatteyim. İran da kendi sınırları içinde kalacak. Nüfuzunu yayamayacak. Birkaç yıl içinde Türkiye nüfuz olarak bölgede Amerika’nın yerini alacak. Araplar şu anda İran ve ABD nüfuzundan nefret ediyor. Tasvip ettikleri tek seçenek Türkiye.
AK Parti bu değerlendirmenizin neresinde?
AK Parti böyle bir oluşumun içinde yok. AKP’nin yerine yeni bir yapı gelecek. Bu yapı daha müsbet olacak kanaatindeyim.
Bir başka sorunlu sınırımız Ermenistan. Ermenistan sınır kapısı açılır mı yakın planda sizce?
AK Parti bunu yapamaz. Daha önce de denedi yapamadı. Kürt açılımında olduğu gibi burada da yanlışlar yaptı. Aslında Kürt açılımı AK parti parantezinin kapanması anlamına geliyor. Bunu CHP yapabilir ama onlar da iktidara gelemez. Ermenistan sınırı konusunda kısa vadede bir değişim olacağını sanmıyorum.
Türkiye, Millî Görüş ile yeniden şahlanacak
Millî Gazete okurları Millî Gazete yazarı Mustafa Özcan’ı tanımak isterse, kimdir Mustafa Özcan?
Ben 1962 yılında Bolu Mudurnu’da doğdum. Adapazarı’nda büyüdüm. Babamın Almanya’da olmasından dolayı çocukluğum kısmen bu ülkede geçti. Gençliğimde çeşitli cemaatlerde bulundum. Bir tarafta Millî Görüş, bir tarafta Nurcular… Ehli tarik başta olmak üzere herkesle ilişkilerim oldu. İlk ve ortaokul öğrenimimi Adapazarı’nda ifa ettikten sonra Liseyi Şam’da Feth-ül İslam’da okudum. Liseden sonra da Mısır El Ezher Üniversitesi’ni bitirdim. İslami ilimlere çocukluğumda merak sardım. Ezher’den sonra Türkiye’ye döndükten sonra bir süre Minimak Asansörlerinde tercümanlık yaptım. Ardından Millî Gazete’ye başladım. İlk gazetecilik tecrübesini 1986′da Millî Gazete’de yaşadım. Bir yıl sonra da Fehmi Koru ile birlikte Zaman’a geçtim. Ondan sonra Yeni Şafak, Yeni Asya ve en son da yine Millî Gazete ve Yeni Akit olmak üzere yazı hayatıma devam ediyorum.
Hayatta en çok sevdiğim hususlardan birisi okumak. Cenab-ı Hak okumayı bana sevdirdi. Dalgalanma dönemlerim oldu. Ama her alanda okumayı severim. Ama daha ziyade dış politika, tarih, islami ilimler alanlarında yoğunlaşmaya çalışan birisiyim. Bizim ilk ocağımız Millî Gazete idi, son ocağımız da burası oldu. Evliyim, 4 çocuğum var.
Millî Gazete okurları için son bir mesajınız var mı?
Millî Görüş sandıktan çıksa da çıkmasa da ben Türkiye’nin geleceğini Millî Görüş’te görüyorum. İnşallah Millî Görüş çizgisi bir gün Türkiye’ye hakim olacaktır. Hakim olmayı dayatma anlamında kullanmıyorum tabii. Ama halk bir şekilde buna ikna olacaktır. Türkiye, Ortadoğu başta olmak üzere dünyadaki rolünü bu şekilde ifa edecektir. Millî Görüş atalarımızdan gelen bir görüş. Dolayısıyla Türkiye’nin ana ekseni olarak görüyorum. Ana damarı olarak görüyorum. İnşallah bu damar yeniden kök salacak… Aynen Osman Gazi’nin Ertuğrul Gazi’nin rüyasında olduğu gibi yeniden dünyaya kök salacaktır. Aksi halde Türkiye yarınları olmayan bir ülke konumuna düşecektir. Türkiye’nin yeniden şahlanışına tanık olacağız. Arap baharı da bunu müjdeliyor.



